Eski Türkçede baba ne ?

Irem

New member
Eski Türkçede Baba Ne Demekti? Bir Kelimenin Peşinde Bozkırda Geçen Hikâye

Eski Türkçede “Baba” Ne Demekti? Bir Kelimenin Peşinde Bozkırda Geçen Hikâye

Geçenlerde eski Türkçe kelimelerin arasında gezinirken, insanın karşısına bazen öyle bir kelime çıkıyor ki yalnızca sözlük anlamına bakıp geçmek mümkün olmuyor. Benim için de “baba” kelimesi tam olarak böyle oldu.

Bugün “baba” dediğimizde zihnimizde oldukça açık bir anlam beliriyor: Çocuğun babası, ailedeki erkek ebeveyn. Fakat eski Türk toplumlarına ait metinlerin izini sürdüğümüzde karşımıza tek bir kelime çıkmıyor. kaŋ, ata ve apa gibi farklı kelimeler aynı aile çevresinde, farklı dönemlerde ve farklı anlam gölgeleriyle karşımıza çıkıyor.

Üstelik mesele yalnızca “Eski Türkçede baba hangi kelimeydi?” sorusundan ibaret değil.

Çünkü bir toplumun babaya verdiği ad, o toplumun aileyi, soyu, geçmişi ve sorumluluğu nasıl düşündüğüne dair de ipuçları taşıyor.

Bunu anlatmak için size küçük bir hikâye paylaşmak istiyorum.

Biraz tarih, biraz dilbilim, biraz da bozkırın sessizliğinde geçen hayalî bir yolculuk olacak.

1. Bölüm: Bozkırda Bir Akşam

Güneş ufka yaklaşırken atının dizginlerini gevşeten Arslan, uzaktan yükselen dumanı gördü.

Kervanın mola verdiği yer burası olmalıydı.

Çadırların arasına girdiğinde yaşlı babası Törü ile kardeşi Ayça'nın konuştuğunu fark etti.

“Yarın kuzeye gitmek doğru değil,” dedi Törü. “Su kaynakları azalmış. Vadinin doğusundan ilerlersek iki günlük mesafeyi uzatırız ama susuz kalmayız.”

Arslan başını salladı.

“Ben de aynı şeyi düşündüm.”

Ayça ise konuşmaya başka bir yerden katıldı.

“Peki ya yaşlılar ve çocuklar? Doğu yolu daha güvenli olabilir ama yol uzuyor. Küçük çocukları olan aileleri düşünmek gerekiyor.”

Törü bir süre sustu.

Arslan haritaya benzeyen deri parçanın üzerine eğildi.

Ayça ise çadırların bulunduğu bölgeyi işaret etti.

“Bakın,” dedi. “Burada yalnızca yolun kendisine bakıyoruz. Oysa insanların nasıl yolculuk edeceğini de hesaba katmalıyız.”

Bu küçük konuşmada ilginç bir şey vardı.

Arslan ve Törü daha çok çözüm, risk, kaynak ve güzergâh üzerinden düşünüyorlardı. Ayça ise aynı problemi insanların ihtiyaçları, ilişkileri ve grubun içindeki farklı kişilerin durumları üzerinden ele alıyordu.

Fakat hiçbiri diğerinin yaklaşımını reddetmedi.

Sonunda karar birlikte verildi.

Doğu yolu seçilecekti.

Çünkü iyi bir strateji yalnızca en kısa yolu bulmak değil, o yolu kullanacak insanların durumunu da hesaba katmaktı.

İşte hikâyenin asıl noktası da burada başlıyor.

Çünkü “baba” kelimesinin tarihini araştırırken insan, yalnızca erkek bir aile üyesinin adını değil; aile içindeki rolün, yaşın, soyun ve toplumsal sorumluluğun nasıl anlamlandırıldığını da görmeye başlıyor.

2. Bölüm: “Kaŋ” Kelimesinin İzinde

Arslan o gece babasının yanına oturdu.

“Baba,” dedi, “senin babana ne derdin?”

Törü gülümsedi.

“Kaŋ derdik.”

“Peki ata?”

“Onu da duyardık. Ama her kelimenin zamanı ve bağlamı vardır.”

Bu konuşma bizim bugünkü bilgilerimiz açısından da oldukça ilginç.

Eski Türkçede kaŋ, “baba” anlamındaki en eski Türkçe kelimelerden biri olarak kabul edilir. Gerard Clauson'un tarihî Türkçe sözlüğünde kaŋ “father” yani baba olarak açıklanır ve özellikle Eski Türkçe dönemine ait çeşitli metinlerde örneklenir.

Orhun ve Uygur çevresindeki metinlerde kaŋım gibi biçimlere rastlanır.

Buradaki -ım eki de “benim” anlamındaki iyelik yapısını gösterir.

Yani kaŋım kabaca:

“babam”

demektir.

Fakat zaman içinde dildeki kullanım değişmiştir.

Clauson'un değerlendirmesine göre kaŋ, Uygur döneminde yerini giderek ata kelimesine bırakmaya başlamıştır. Ata da tarihî Türk dillerinde doğrudan “baba” anlamında kullanılmıştır.

Bu noktada küçük ama önemli bir ayrıntı var:

“Eski Türkçede baba = ata” demek tamamen yanlış değildir; fakat tek doğru cevap da değildir.

Çünkü tarihî Türkçede aynı kavram alanında birden fazla kelime bulunabiliyor ve bunların kullanım sıklığı dönemden döneme değişebiliyor.

3. Bölüm: Taşa Kazınan “Ata”

Ertesi sabah Arslan ile Ayça, yaşlı Törü'nün yanında eski bir yazıtın kopyasına baktılar.

Ayça parmağını satırlardan birine koydu.

“Burada ata kelimesi mi var?”

“Evet,” dedi Törü.

“Demek ki baba kelimesi olarak ata çok eski.”

“Evet, fakat daha da ilginç olan başka bir kelime var.”

“Hangisi?”

“Apa.”

İşte burada hikâyemiz biraz daha derinleşiyor.

Orhun Türkçesinde apa kelimesi de karşımıza çıkar. Ancak apa her zaman bugünkü dar anlamıyla “baba” şeklinde düşünülmemelidir. Kül Tigin Yazıtı'ndaki eçüm apam ifadesi “atalarım, atalarım/dedelerim” bağlamında değerlendirilir.

Bu nedenle eski metinlerdeki akrabalık kelimelerini bugünkü Türkçedeki tek bir karşılığa mekanik biçimde çevirmek bazen yanıltıcı olabilir.

Kaŋ doğrudan baba anlamında,

ata baba veya ata anlamında,

apa ise özellikle ata/önceki nesil/erkek büyükler bağlamında karşımıza çıkabilir.

Nitekim Eski Türkçe akrabalık terimleri üzerine yapılan akademik çalışmalarda ata, kaŋ ve apa gibi kelimelerin tarihî metinlerdeki farklı kullanımları ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Araştırmacılar ata kelimesinin erken tarihli bazı yazıtlarda “baba” anlamıyla yorumlandığını da belirtmektedir.

Bu bize önemli bir şey söylüyor:

Bir kelimeyi yalnızca sözlükten öğrenmek, tarihi anlamak için her zaman yeterli değildir.

Kelimenin hangi metinde, hangi cümlede, hangi dönemde ve hangi toplumsal bağlamda kullanıldığına bakmak gerekir.

4. Bölüm: Baba Sadece “Baba” Değildi

Ayça bir süre sessiz kaldı.

“Peki,” dedi, “neden ata kelimesi zamanla bu kadar geniş bir anlam kazandı?”

Törü cevap vermeden önce ateşe birkaç odun attı.

“Çünkü insanın babası yaşlandığında yalnızca babası olarak kalmaz.”

Arslan ona baktı.

Törü devam etti:

“Çocuğunun babasıdır. Çocuğunun çocuğu için dededir. Ailenin geçmişini bilen kişidir. Bazen yol gösterendir. Bazen de yalnızca yaşlı olduğu için saygı gören biridir.”

Bu cümle, ata kelimesinin tarih boyunca kazandığı anlamları düşünmek açısından güzel bir anahtar.

TDV İslâm Ansiklopedisi'nde de “ata” kelimesinin Türkçede “baba”, “dede” ve “ced” anlamlarında kullanıldığı; daha sonraki dönemlerde ise saygı duyulan yaşlı kişiler, şeyhler ve yol gösterici kimseler için de kullanıldığı belirtilir.

Yani “ata” kelimesinin anlam alanı yalnızca biyolojik babalıkla sınırlı değildir.

Bir bakıma soy, yaş, tecrübe, rehberlik ve geçmişle bağlantı kavramlarını da içine alabilir.

Bu yüzden bugün “atalarımız” dediğimizde yalnızca dedelerimizi kastetmiyoruz.

Bizden önce yaşayan kuşakları kastediyoruz.
 
Üst